Sitemizin yeni yazarlarından Hopsi’nin geçen haftalarda kaleme aldığı Yerim Seni ÖSS baÅŸlıklı tanıtım yazısında son eklediÄŸim yorumda yeni bir yazı yazacağımdan bahsetmiÅŸtim.ÖSS’ye kısa bir süre kala ben de bir üniversiteli olarak, üniversite adayı arkadaÅŸlarıma birkaç tavsiyede bulunup bir de baÅŸarı öyküsü anlatacağım.
Bu sayede gözlerde büyütülen ÖSS’nin aslında küçültülmesi gereken birÅŸey olduÄŸundan bahsedeceÄŸim.
Sitemde daha önce bahsetmedim sanırım, bölümümde bile çoğu arkadaşım benim aslında İmam Hatip Lisesi mezunu olarak Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği bölümünde okuduğumu bilmezler. Sadece yakın arkadaşlarım ve bunların haricinde birkaç arkadaşım daha bilir o kadar. Zaten bölümdeki hocalarımın da bu durumdan haberdar olduklarını hiç zannetmiyorum.
Şimdi zihninizde birkaç soru işareti belirmiş olsa gerek. Bunlardan birincisi imam hatip lisesi mezunu biri olmama rağmen nasıl olupta bir mühendislik fakültesi bölümünü kazandığım? Bildiğiniz gibi bu oldukça zor bir ihtimal. Bir diğer konu ise daha önce hiç bahsetmediğim bir konu, yani benim aslında bir sözel öğrencisi oluşum. Evet arkadaşlar ben imam hatip lisesinde de sözel öğrencisiydim. Gerçi hep sayısal okumak istedim. Lisedeyken de sayısal bir sınıf açılması için oldukça uğraştık ama olmadı. Kısıtlı imkanlar, öğretmen yetersizliği ve biraz da bürokrasi mantığı, müdür yardımcılarının bunu istememesi ve olmaması için bize kırk dereden su getirtmesini sayabiliriz. Yani ben diğer sayısal öğrencileri gibi matematik, geometri, fizik, kimya ve biyoloji derslerini de lisede almadım okulda. Kendim çalışarak öğrenmek zorunda kaldım
Lise-2′ye geldiÄŸimde ise abimin zorlamasıyla diyeyim, çünkü ben o zamanlar ÖSS’ye çalışmayı hiç düşünmeyen biriydim. Fakat abimin zorlamasıyla ders çalışmaya baÅŸladım. Bu zorlamayı yaptığı için abime ÅŸimdi sonsuz minnet borçluyum. Kabul etmek gerekiyor ki zor bir baÅŸlangıç oldu benim için.
Birgün abimle ÖSS hakkında detaylı bir konuşma yaptık. Bana gelecekte ne olmak istediğimi, bunun için yapmam gerekenler vb. konuları bir güzel irdeledik. Okul dönüşünden yatacağım ana kadar sıfırdan sayısal çalışmaya başlayacak birinin yapabileceği ne varsa günlük, haftalık ve yer yer de aylık planlar oluşturarak, zamanımı en verimli şekilde kullanmayı amaçladık. Aslında o zamana kadar farketmediğim buz dağının alt kısmını bu süreçten sonra anladım. Gerçekten de çok çetin bir yola çoktan koyulmuştum.
Bu sadece bir baÅŸlangıçtı ve ben kimi zaman hiç bilmediÄŸim ve görmediÄŸim bu dersleri çalışırken kınığa geliyor, isyan bayraklarını çekip alev gibi parlayarak, kalem kağıt ne varsa bir köşeye atıp çalışmaktan tam vazgeçecekken, duvarıma abimin beni motive etmek için yapıştırdığı sözlerden biri gözüme iliÅŸiyordu “Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez.”
Åžimdi durumun biraz daha detayına geçiyorum. Çalışmaya ilk baÅŸladığım birkaç hafta içerisinde sözelden 40-50 ve sayısaldan da 8-12 arası bir net yapıyordum. Lise-2 son dönem bittiÄŸinde sözelden 60-65 ve sayısaldan 30-40 nete kadar yükselmiÅŸtim. Çalışırken kendimi motive etmek için düşündüğüm ÅŸey genelde “insan düşündüğü kadar yaÅŸar” idi. Lise-3 sonunda sözelden 75 ve sayısaldan 65 nete kadar yükseldim ve o sene tercih yapmadım. Çünkü daha iyisini yapabileceÄŸime inanıyordum. Çünkü sıfırdan baÅŸlamıştım ve ÅŸimdi bu konumdaydım. Peki nasıl oldu da ben bu düzeye geldim.
Abim bana hep ÅŸunu derdi “Herkes az ya da çok düşünür. Ama önemli olan büyük düşünmektir.” Bu yüzden büyük sonuçlar elde etmek için büyük düşüncelerimizi çoÄŸaltmalıyız. Peki bu tek başına yeterli mi? Asla.
Çevremizde birçok insan görürüz. Sizinle konuÅŸup, fikirlerini belirttiklerinde “gerçekten bu adam büyük düşünüyor” dersiniz. Ama bu yeterli deÄŸildir. Çünkü bu kiÅŸinin kendine güveni olmadığı için kendini büyük iÅŸlere layık göremez bir türlü.
Peki büyük düşünmeye başladık. Bu da yetmiyor. Güven gerekli dedik. Bunu kendi içimizde hissetmeli, çevremizdekilerin desteğiyle pekiştirmeliyiz. Düşünceler geliştirilmedikçe durgun bir gölet gibidir. Beslenmedikçe zamanla çekilir ve bulanır. Düşüncelerimizi beslemenin en güzel yollarından biri de herşeye kendimize faydalı olabilecek bir gözle bakmak ve coşkuyla dolmak. Çünkü coşku çalışma azminin fitilini ateşler.
Tam bu dönemde çok dikkatli olmak gerekir. Her zaman bu coÅŸkuyu hissedemeyebiliriz ve baÅŸarı yolunda hızla ilerlemeye baÅŸlamışken cesaretimizi kıracak korkular, şüpheler bizi yakalamaya çalışır. Ama siz gerçekten baÅŸarılı olacağınıza ve yapabileceÄŸinize inanmışsanız cesaretin tam ortasındasınız. Çünkü geçmiÅŸ oldu ve bitti, yarınlar ise gerçekleÅŸmesi için çaba sarfettiÄŸimiz hayaller ve bugünümüz de yok. Çünkü daha bugünü yaÅŸamadık. YaÅŸadığımızda dün olacak zaten. Bu yüzden tek sahip olduÄŸumuz ÅŸey sadece içinde bulunduÄŸumuz “an“ımız. Bu dönemde belki de kıymetini bilmemiz gereken en önemli kavramımız.
Hedeflerimizi çok iyi belirlemeliyiz. Çünkü “nereye gideceÄŸini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez.” Ama siz nereye gideceÄŸinizi, ne yapmak istediÄŸinizi biliyor ve bunun çabasını veriyorsanız adeta evrenin size bu yolda tüm kapılarını açıp, yollar sunduÄŸunu göreceksiniz.
Başkalarından çok fazla medet ummamalısınız. Yardım alayacaksınız demiyorum. Kimseye bağımlı olmamak için elinizden geleni yapacaksınız. Düşünceleriniz ne kadar özgürse siz de o kadar özgürsünüz. Sadece tembelliğe alıştırdığımız beyinlerimizi kimse bir anda bu tembellik halinden çıkartamaz. Tembelliğe hapsettiğimiz beyinlerimizin anahtarı yine bizde gizli. Zaten düşünmeye başladığınızda bu anahtarları alıp kaderinizi çizmeye devam edeceksiniz.
Çok gezen çok bilir ama, çok soran da çok bilir. Bu yüzden soru sormaktan asla çekinmeyin. Yapamadınız, anlamadınız, hocalarınızın yakasından düşmeyin. Bu sözlerimden sonra dersaneye gittiÄŸim dönemden Fazlı Hoca’mın da kulaklarını çınlatmak istiyorum. Bir defasında ÅŸakayla karışık bir ciddiyetle “Adem, bari bir tenefüs beni rahat bırata, bir çay içeyim.” demiÅŸti.
Ne yapabildiğinize değil, ne yapabileceğinize odaklanın. Zaten yapabildikleriniz sizindir. Ama yapabilecekleriniz belki de sizi özel kılacaktır. Başaracağınıza inandığınız sürece hep bir adım öndesiniz. Çünkü başaracağınıza gerçekten inanıyorsanız kesinlikle bunun için çaba(ları)nız olacaktır. İmkanlarınızı iyi değerlendirin ve elinizdeki kaynakların değerini bilin.
İdealleriniz ne kadar yüksek ise, çabalarınız da sizi daima yükseltecektir. Fakat aceleci değil sabırlı olmalısınız. Çünkü düşünmeye başlayarak bir ağaç diktiniz ve meyvelerini zamanla toplayacaksınız.
Sabırdan bahsetmişken, bu dönemde siz farkında olmasanız da çevrenizdekiler tarafından sizde meydana gelen değişimler göze çarpacak, çoğu zaman olumlu tepkiler alırken, bazı kötü niyetli veya sizin çalışmalarınızı taktir etmek yerine çekememezliği tercih eden kişiler, ki bunlar genellikle sizin rakipleriniz ve moralinizi bozmak isteyen kişiler olacak, karşılaştığınız eleştirilerde iyi yönleriniz olduğunu, hatalarınızın olduğunu, gurura kapılmamanız gerektiğini ve büyük bir başarı istiyorsak her zaman zorlu, kimi zaman da sert eleştirilerle karşı karşıya kalacağımızı göz önünde bulundurmalı ve bunlarla karşılaştığımızda asla yılmamalıyız.
Kendinizi mutlu hissetmek için elinizden geleni yapın. Mutluluk çalışma azminizi artırır ve zekanızı geliştiriri. Mutsuz olduğunuzda birşey yapmak için istek sahibi de olmayacaksınız.
BaÅŸarıya yaklaÅŸmamak için hiçbir nedeniniz yok. Siz bir sanatçısınız ve ürettiÄŸiniz en güzel eserleriniz baÅŸarılarınız. Kim büyük fikirler için yaşıyorsa kendini düşünmeyi unutur. Napolyon şöyle demiÅŸtir: “Dünyaya gelmemiÅŸ olmak, gelipte hiçbir eser bırakmamaktan daha iyidir.“
BoÅŸ vakitlerinizi çok iyi deÄŸerlendirin ve planlı yaÅŸamaktan vazgeçmeyin. Mesela ben ÖSS’ye çalışırken kalkacağım saatten yatacağım saate, TV seyredeceÄŸim saatten yemek yiyeceÄŸim saatlere kadar hepsi programlanmıştı. Önemli gördüğünüz ÅŸeyleri rahatlıkla görebileceÄŸiniz yerlere not alın. Sık sık kitap okuyun. Bu sıkıldığınız anlarda size acilen yetiÅŸecektir. “Huzuru her yerde aradım ancak tenha bir yerde, bir kitapçıda buldum” diyor François. Ya Voltaire “Okumak ruhu yükseltir, münevver bir dosttan zarar gelmez” dememiÅŸ midir.
Yeteneklerinizin farkında olun. Başkalarının günlerce, aylarca binbir zorlukla yaptıklarını kolayca yapabileceğiniz maharetiniz olabilir. Çalışarak herkesin imkansız dediğini yapabiliyorsanız, zaten bir dahisiniz demektir.
Son birkaç tavsiye ile sözlerime son vereceÄŸim. Bana kalsa daha yazmak geliyor içimden ama oldukça uzun yazmışım bunu farkettim. Sizleri sıkmak istemiyorum. EÄŸer gerçekten baÅŸarılı olmak istiyorsanız, asla azim ve hedeflerinizden yitirmeyin. BaÅŸkalarının söylediklerinden yılmayın, geçici baÅŸarısızlıklarınız olsa da ümitsizliÄŸe kapılıp vazgeçmeyin. Çünkü en büyük baÅŸarısızlık vazgeçmek olur. Size belki kaba bir tabir gibi gelebilir ama, ne güzel söylemiÅŸ üstad Necip Fazıl “Tomurcuk derdinde olmayan aÄŸaç odundur“. Bu yüzden odun olmayın. Düşünce meyvelerinizi ekip, sabırla meyvelerini toplayın.
Evet bunca şeyin ardından, yukarıda bahsettiğim kriterlere elimden geldiği ölçüde uymaya çalışarak büyük bir azim içerisinde yıllarca imkansız gibi görünen üniversite kapısını yılmadan araladım. Engelim büyüktü, hem de çok. Ama yılmadım, çünkü yıldığım an hem düşüncelerimden hem de kendimden ve isteklerimden kaybetmiş olacaktım. Ben hep en iyisi için çalıştım. Çünkü en iyisi olmasa bile en iyiye yakın olanda kalacaktım. Ben kısıtlamalarla bunu yaptım arkadaşlar. Sizler çok çok iyisini yapabilirsiniz.
Bir İHL mezunu olarak bulunduğum zorluk kavramını bana gösteren ve desteğini hiçbir zaman esirgemeyen eşsiz bir abim olduğu için kendimi çok şanslı sayıyorum.
Yazıyı sonuna kadar bıkmadan okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim. Yorumlarınızı da eklerseniz, bundan sonraki yazılarımın şekillenmesinde bu etkili olacaktır.
Pingback: Oysa Harita Mühendisi Olmak İstememiÅŸtim… | Genç Haritacı’nın Günlüğü